Mizahla Ruhsal Gelişim

Aslı Ersoy'un Kaleminden Mizahî Yazılar / Karikatürler: Çiğdem Nur

-Nasılsın?

-Hayalsiz.

-Eyvah, hemen bir hastaneye gitmelisin dostum.

-Gittim; bu ağır durumda kabul edemeyeceklerini söylediler.

-Ne yapacaksın peki?

-Çaresiz tedavimi evimde sürdüreceğim.

-Merak ettim; ümitle ilgili neler söylediler?

-Her şey ümit etmene bağlı, dediler.

 

-Pardon rica etsem ucundan tutar mısınız?

-Neyin? Ortada bir şey yok ki?

-İyi bakın nasıl göremezsiniz? O kadar büyükler ki…

-Ne?

-Korkularım

-Hı?

-Korkmayın onlar sadece bana aitler.

 

-Neden ağlıyorsun teyze, yardımcı olabilir miyim?

-Boşver evladım, geçmişle ilgili.

-“Geçmiş” olsun teyze.

-Ya sen delikanlı neden üzgünsün?

– Gelecekle ilgili, sen dert etme.

– Öyleyse sen de biraz bekle “gelince” korkarsın.

 

-Merhaba yaşama sevincimi kaybettim, göreniniz var mıdır?

– Kaybettiğiniz yere baksanıza, oradadır.

-Sevgi, sevgiii…Neredesin Sevgiiiiiiii?

-Böyle aranır mı hanımefendi?

-Hiç olmazsa bir çabam var beyefendi!

 

 

-Dostum, bu mükemmeliyetçilik anlayışımla başım dertte. Ne yapmalıyım hiç bilmiyorum.

-Bizim mahallede bildiğim bir marangoz var; çok iyi rende yapıyor. Dilersen bir ara uğra.

-Ömrümü yedin sevgili bilgelik, ne olur söyle artık neredesin?

-Aramayı bıraktığın yerdeyim.

 

-Merhaba yalnızlığımı gördünüz mü acaba?

-Neyinizi?

-Yalnızlığımı… Bakın şu fotoğraftaki kişi. Görürseniz kendisini aradığımı söyler misiniz rica etsem? Öyle sıkı arkadaşız ki yıllardır, bir türlü kopamıyoruz işte.

 

-İsminiz?

-Neden?

-Tanışmak için.

-Neden?

-Konuşmak için.

-Neden?

-Bilmem herhalde bir şey de nedensiz olsun istediğimden.

-Pardon bakar mısınız, kendimi arıyorum, ne yapmalıyım?

– Bakın ben daha önce gitmiştim, anlatayım:

“Önce şu çocukluktan bir çıkın, sonra ilk sağdan dönün ergenlik sokağı ileride ilk ışıklarda yetişkinlik tabelasını göreceksiniz, dümdüz ilerleyin sakın sapmayın zaten yavaş yavaş karşınıza çıkacaktır göreceksiniz.”

 

 

-“Aranıyor” ilanı. İşte bu arkadaşı bulayım da bari beraber arayalım bundan böyle kendimizi…

-Af edersiniz, yanınızda fazla keşkeniz varsa alabilir miyim?

-Ne dediniz?

-Keşkelerimi kaybedince boşluğa düştüğümden ne yapacağımı bilemiyorum.

-Üzgünüm size yardımcı olamayacağım.

-Hayallah, keşke olabilseydiniz.

 

-İki bilet lütfen;

Ben ve yalnızlığım için.

 

_Hâkim bey, boşayın bizi artık lütfen.

Bir şey soruyorum söylemiyor, eve geliyorum ilgilenmiyor. İnanın kaygısızın önde gideni.

-Bu sebepler yeterli. Peki, neden bugüne dek sabrettiniz?

-Özgürlük yalanlarıyla kandırdı beni. Ama artık kararlıyım; boşayın bizi hakim bey, beni bu yalnızlığımdan boşayın.

-Selam, Özgür hanıma bakmıştım

-Maalesef tanımıyorum.

-Özgür bey de olabilir.

-ikisini de tanımıyorum.

-Özgürlükle ilgili herhangi bir şey?

-Vallahi bilmiyorum.

-Üzülmeyin ben de.

-Merhaba, kimsiniz?

-Âşık.

-Ne güzel isim. Nerelisiniz?

-………………

-İdealleriniz?

-………………

-Tecrübeleriniz?

-………………

-Beklentileriniz?

-……………..

-Vazgeçemedikleriniz?

-……………..

-Suskunluğunuza ait nedenleriniz??

-Ben yukarıda zikrettiğim kelimenin sizin tüm sorularınızın cevabını içine sığdırdığına inanıyorum.

 

 

-Nereden?

-Huzurdan.

-Ben gidemem.

-Neden?

-Annemin tembihi var:

“Evladım, bilmediğin yerlere gitme, kaybolursun.”

 

 

-Olamaz, peşimde! Şuraya saklanayım.

-Hayrola hanımefendi, neden kaçıyorsunuz?

-Aşktan.

-Neden ki?

-Sonunda ya mutlu olursam diye.

-Hiç mutluluktan kaçılır mı?

-Annemin başka bir tembihi daha var;

“Evladım, sakın tanımadığın kimselerle muhatap olma, sonra ne olur ne olmaz.”

 

-Yaşam?

-Efendim?

-Yanımda mıydın?

-Daima.

-Alo… Sevgi orada mıydı?

-Sevgiyi arıyorum diyorsanız; koşulsuz sevgi için 1’i, koşullu sevgi için 2’yi, kendini sevmek için 3’ü, fark etmez sevgi olsun da çamurdan olsun diyorsanız 4’ü tuşlayın lütfen.

– Nasıl yani? Bu nasıl bir soru, ben anlamadım ki… 1’i tuşlayayım bari.

-Maalesef böyle bir sevgiye ait henüz bir kayıt bulunamamıştır. Yeniden denemek ve ana menüye dönmek için 9’u tuşlamanız gerekmektedir.

– Madem yok, ne diye seçenek olarak sunuluyor peki! Neyse bu sefer 9’u ve 3’ü tuşlayayım.

– Kendini sevmek tuşuna basarak artık kendinizi sevmeye başladığınızı söyleyebiliriz, tebrikler… kendinizi ne kadar sevdiğinizi bilmek içinse 6’yı tuşlayınız lütfen.

– Olamaz yine mi? 6 tamam…

– Kendimi her durumda sevebilirim diyorsanız 1’i, gelen takdire göre sevebilirim diyorsanız 2’yi, gelen mevsime göre sevebilirim diyorsanız 3’ü, sadece aklıma geldiğimde sevebilirim diyorsanız 4’ü, aramızda daima seviyeli bir beraberlik vardır diyorsanız 5’i tuşlamanız rica olunur.

– Ben şimdi bu tele sekretere buradan koşulsuz bir sevgi örneğini göstermeyi çok isterim ama neyse…

-Tüm şikâyetlerinizi de 0 tuşuna basarak iletmeniz yeterlidir.

– Aklım karıştı, turşu gibi oldum yahu… Sahi ben kimi arıyordum onu da hatırlayamıyorum…

– Sevgi hattı burası…

-Tabii ya, aslında ben sadece arkadaşım Sevgiye merhaba demek istemiştim ama başıma gelmedik kalmadı! Sevmiyorum bundan böyle canım, kimseleri sevmiyorum…

 

-Merak ediyorum dostum, bu merak duygusuyla benim sonum ne olacak ki?

-Bence merak etmek yerine endişe etsen daha yerinde olur, derim.

 

-Kimliğiniz lütfen.

-Ama o bugünkü beni resmediyor.

-Tamamdır, sorun nerede?

-Bense kim olacağımla daha çok ilgiliyim.

-Gidip onu getirin öyleyse hanımefendi.

-Haklısınız, gidip şimdiden getirmeye çalışayım.

 

 

-Kimliğiniz lütfen.

-Uzun zamandır taşımıyorum.

-Ben de size yardımcı olamıyorum. Sahi ehliyetiniz de olabilir.

-Vazgeçtiklerime dair bir kimlik kartım var, onu versem? Tek kimliğim bu.

-İlk defa duyuyorum bu kimliği. Vazgeçin olmaz.

 

 

 

-Kapı çalıyor sanırım, bir bakayım… İnanmıyorum, yine mi siz?

-İnanın, inanın yine ben…

-Ama hep buraya geliyorsunuz, biraz da yan komşulara geçsenize.

-Ama beni onlar değil her gün özellikle siz çağırıyorsunuz.

-Kimi çağırıyormuşum ben, bilmek isterim doğrusu!

-Efendim tanışalım; ben sizin gün boyu hatalarınız nedeniyle biriktirdiğiniz suçluluk duygunuzum. Uzaklardan değil hani şu dengeleyemediğiniz vicdanınızdan geliyorum. Sahi müsait miydiniz?

-Değilim efendim, müsait filan değilim lütfen yani!

 

 

 

HATALARINIZLA BARIŞ MÜZAKERESİ

 

*Hatasız Doldurmanız Rica Olunsa da çok mühim değil.

 

1.Hayatınızda yaptığınız hataların başlıca üç tanesini kaydediniz.

2Hatalarınızın Sonuçlarından Edindiğiniz farkındalıkların –en az üçünü- kaydediniz.

3.Kendinizi bugüne dek hatalarınızla suçlama hatanız için şahsınızdan tek satırla özür dileyiniz.

4.Hata kelimesini sayısız defa zikrederek başka yaşamlarda ve kâinatta yol açtığınız kirlilik nedeniyle iki cümle olarak kendilerinden özür dileyiniz.

5.Son olarak bu formu doldururken kullandığınız kâğıt ve kalemden kendilerini zayi ettiğiniz için özür dilemeniz gerekmektedir.

Bol hatalı, bol farkındalıklı ve de keyifli günler dileğiyle…

 

 

 

-Doktor Bey, bir kalktım geç kalmışlık duygusu, öğlen suçluluk, gün boyu güvensizlik ve telaş, akşama doğru bir sevgisizlik, bir yalnızlık, beraberinde yoğun bir yaşam korkusu…

-Siz bayağı şifayı kapmışsınız.

 

 

-Doktor Bey, kendimi sıklıkla layık hissedemiyorum, ne yapmalıyım?

-Sabah, öğle, akşam? Ağırlıklı ne zaman?

-7-24. Yani her an, zamandan bağımsız çalışıyor benim durumum.

-Hmmm….Gelin sizi bir tartalım, layık olma terazisinde kaç çektiğinize bir bakalım.

Evet haklısınız, oldukça yetersiz. Acil diyet öneriyorum. Suçluluk duygunuzdan 3 ayda 10 kg. zayıflarsanız her şey yoluna girecektir.

-Sizce başarabilir miyim Dr. Bey? Çünkü daha önce de “sayısı belli değil kere” denemiştim.

-Kendinizi suçlamayın, devam edin.

 

 

-Hep geç kalmışlık duygusu taşıyorum Dr. Bey.

-Neden, hep geç mi kalıyorsunuz?

-Yok tam tersi, hiç geç kalmadığım halde hep geç kalma hissiyatındayım.

-İlginç gerçekten. Devam edin lütfen, sizin hikaye bayağı renkli görünüyor. Sonra?

 

 

-Doktor Bey, hiç iyi değilim.

-Yeni bir şey değil, buyurun.

-Hayallerimi kaybettim.

-Onları yan taraftaki Kayıp Bürosuna bakacaksınız, biz de oraya soruyoruz.

 

 

-Doktor Bey, takıntılarımdan kurtulamıyorum.

-Ne kadar süredir?

-Doğduğumdan beri takmış durumdayım.

-Sahi mi? Ne takıntısıymış bu?

-Elalem ne der takıntısı. Ne yapsam ister istemez aklıma geliyor; başkaları ne der şimdi diye?

-Çok zor bir durum, bende de var.

-Peki ne yapacağız?

-Bilsem…

 

 

-Doktor Bey, sakin bir yaşam sürebilmem için bana bir bitki önerebilir misiniz?

-Arı olup, dünyadaki tüm bitkilerin özünü de toplasak size şifa olur mu bilmem?

-Peki, ne yapacağım Dr. Bey?

-Çaresiz bu durumla yaşayacaksınız artık. Daha beteri etrafınıza yaşatacaklarınız tabii.

 

 

-Çok rahatsızım, Dr.Bey.

-Bu seferki şikâyetiniz?

-Rahatsızım işte. Demek istediğim hiç rahat bir insan değilim. Nasıl beslenmem lazım acaba?

-Bulursanız bana da bildirin ki; bu buluşu tıp camiasına armağan edelim birlikte lütfen.

 

 

-Dr. Bey bende galiba şeker hastalığı var.

-Nereden anladınız, çok merak ettim. Durun anlatmadan önce ekibi toplayayım zira onlar da sizi çok merak ediyor.

Evet, buyurun ekip olarak sizi dinliyoruz.

-Şeker hastası olduğumu sanıyorum.

-Neye dayanarak?

-Böyle bir tanı konulmadı ama hayatımın tadı tuzu kalmadığından tüm şeker ihtiyacımı dışarıdan temin etmem sizce neyi gösteriyor olabilir, Dr. Bey?

-…

 

 

-Çok hastayım Dr. Bey.

-Sizi dinliyorum, bugün neyiniz var?

-Şu hastalara çok imreniyorum. Sahi nasıl başarıyorlar? Çalışsam ben de başarabilir miyim sizce?

 

 

-Doktor Bey, ben bir türlü şu alma, verme dengesini tutturamıyorum. Verebiliyorum ama almayı beceremiyorum. Acaba alma organlarımda bir araz olabilir mi?

-Halk eğitim kurslarına gidin efendim, el becerilerinizi filan geliştirin. Ben size yardımcı olamam.

 

 

DOKTOR HAKLARI BİLDİRİSİ

 

Sayın Hastalar! Asırlardır bize sorduğunuz iki soruyu lütfen artık sormayın:

  1.  İyileşebilir miyim?
  2.  İyileştim, hastalığım tekrar eder mi?

Sayın Hastalar!

  1. Kendi cevaplamanız gereken soruları lütfen bize cevaplandırmaya çalışmayın.
  2. Biz doktoruz, kâhin değil.

 

 

-Doktor Bey, kendime ruhsal bir check up düşünüyorum, uygun mudur?

– Uygunsuzdur.

-Bari sevgimin röntgenini çekseydik de görebilseydim dünya gözüyle şu kalp kırıklıklarımı, mümkün müdür?

-Değildir.

-Peki, size hep hastalanınca mı geleceğiz?

-Sizce?

-Hastalanmamak için gelsek olmaz mı?

-Üzgünüm, bize böyle bir ders gösterilmedi, malumatım yok.

 

 

 

-Kendime söz veriyorum; bundan sonra az ve öz konuşacağım.

-Sen?

-Evet ben.

(5 dk. Sonra)

-Eyvah arkadaşım nefes alamıyor, yetişin ambulans yok mu?!

.

.

.

-Durumu nasıl doktor bey?

-Maalesef yüksek doz suskunluk solunumu kesmiş, ciğerler şaşkın, nefes küskün, kelimeleriyse çok kızgın.

-Peki ne olacak şimdi doktor bey?

-Bünyeyi zorlamayacak artık bundan böyle.

 

 

-Şey, bakar mısınız? Birine yine yardım edesim geldi de size yardım edebilir miyim, mümkünse?

-Ne yardımı canım?

-Fark etmez yardımım olsun yeter ki…

-Nedenmiş o?

-Hiç, öyle iyilik olsun diye.

-Merak ettim ne sağlatacak peki bu size?

-Bilmem, sanırım iyi birisi olduğuma inanmamı.

-İlginç… Yalnız siz hiç iyi görünmüyorsunuz bence.

Kendinize yardım etmeniz mümkün müdür acaba?

-Sahi aslında bu süper bir fikir… Teşekkürler çok yardımcı oldunuz.

-Allah yardımcınız olsun, acilen.

 

 

Çocuklar, insanlar aslında iki doğumla mükelleftirler.

-Hocam, bu ikinci doğum ne demek oluyor, diğeri ile olan benzerliği ve farkı nedir?

-Benzerliği ikisinde de öncelikle anneden doğmuş olmak ancak ikincisinde farklı olarak bağımlı olduğun herkesten de doğmayı gerçekleştirebilmek gerekli. Aslında ilki fiziksel diriliş ikincisi ise kalbi bir diriliştir.

-Bu durumda iki tane doğum tarihimiz var değil mi, hocam?

-Başarabilenler için. Bazılarınınsa mezar taşında görünmeyen harflerle şöyle yazılıdır:

Öldü henüz doğmamışken.”

 

 

-Aaa mektup. Bakalım kimden gelmiş?

İyi niyet elçiliğinden” gelmiş. Acaba neler yazıyor:

“Etrafınızdakilerin kendisi olmasını engelleyerek minnet ve suçluluk duygusuyla kâinatta zaman ve emek israfına neden olduğunuz için bugüne dek yaptığınız tüm gereksiz iyiliklerin faturasını KDV, MDV ve tüm vergiler dahil en kısa zamanda tarafınızdan ödemeniz rica olunmaktadır. Aksi takdirde siz bu gerçeği görmedikçe ve yardım etmenin düzenlerini öğrenmedikçe biriken iyilik borcunuzu yaşamın size otomatik olarak ödeteceğini hatırlatmak isteriz.”

-Hayallah tam olarak ne demek istenmiş olabilir? Neyse ben yine de “iyimser” yaklaşayım.

 

 

-Yok mu, değersizlik yanında yetersizliği satın alacak olanınız?

Yok mu, aranızda onaya ihtiyacı olan?

Yok mu, bir çuval dolusu suçluluk almak isteyeniniz?

Sormaktan eskimiş sorularım var, alacak yok mudur?

Yok mudur beyler, bayanlar?

-Ne acayip pazarcı, sen de duydun mu?

 

 

-Hiç anlayamıyorum dostum; toplumun toplu halde kaygısızlığı yadırgamasını.

– İyi ya işte anlama… Bir şeyi de anlamayıver.

-Ama kaygının olmaması kutlanacak bir durum değil midir?

-Ben orasını bilmem ama senin şu yersiz kaygılarına dair kalıbımı basarım.

 

 

-Eylemi gördünüz mü?

-Etmeyin eylemeyin, tatil köyü burası…

 

 

-Geçenlerde gezerken kimliğimi düşürmüşüm.

-Ne büyük lütuf, herkese nasip olmaz.

-Efendim?

-Peki, sonra ne oldu?

-Yarın gidip yenisini çıkaracağım.

-Acele etmeseydin, keyfini çıkarsaydın biraz.

 

 

-Af edersiniz; unutkanlıkla ilgili kitaplarınız varsa inceleyebilir miyim?

-Yardımcı olayım, işte bu raftakiler; unutkanlığı önleyici metotlar, besinler, hafıza geliştirme teknikleri…

-Aslında ben daha çok bugüne dek öğrenmiş olduğum nice gereksiz bilgiyi hafızamdan silme amaçlı unutkanlığı sağlayıcı kitaplar arıyorum.

-?

-Sadece bir kitap da olsa bana yeter.

-?

-Kitabı da boş verelim, herhangi bir yayın, broşür vs de olabilir.

-Sizi anladığımı söyleyemeyeceğim.

-Unutalım gitsin. İlginize teşekkürler.

 

 

 

-Benim doğrularla yanlışlar nicedir üzerime bol geliyorlar. Bir süreliğine seninkilerle değiştirebilir miyiz, dostum?

-Öyle deme bak, karşıdan şöyle bir bakıldığında bayağı zengin duruyorsun şu an.

 

 

 

-Eyvah polis! Dur işaretiyle bana sesleniyor.

-Hanımefendi, bu ne hız? Yaşamda bu ne hız?

-Şey memur bey, ben…

-Sizi daha önce de onlarca defa uyarmamış mıydık?

-Ne deseniz haklısınız memur bey.

-Hem nasıl olur da; size gösterilen işaret levhalarını, “dur ve yavaşla” ikazlarını görmezsiniz!

 

-Hanımefendi, siz ne kadar güzel, ne kadar zeki…

-Durun, durun! Ne yapıyorsunuz? Takdir öyle israf edilir mi? Hem fazla doza alışık olmadığımdan bende baş ağrısı yapıyor.

-Bakın acele etmeyin, önce şu masadan “Takdir Beyan Formu” alın, oturup sakince doldurun…

 

 

 

TAKDİR BEYAN FORMU

 

Adınız-soyadınız:

 

Takdir ettiğiniz şahsın adı-soyadı:

 

Ne kadar süredir takdir ettiğiniz:

 

Takdir gerekçeniz:

 

Aşağıdaki boşluğa şimdi takdirinizi beyan edebilirsiniz:

(Emin değilseniz halen vazgeçebilirsiniz)

 

 

 

 

 

 

 

 

“Takdire şayan bir iş yaptığınız için tüm insanlık adına teşekkür ederiz.”

 

TAKDİRE ŞÂYAN İŞLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ