Yazılarım

İkizlerimle Büyüyorum (Ayrışma İmajinasyonu)

Canım çocuklarım dünyamıza hoş geldiniz… Siz istenen ve beklenendiniz. Siz seçilen, özenle var edilendiniz. Sizi taşırken başladı iletişim; ilk hareketlerinizi, ilk kalp atışlarınızı hissederken. Bu sezgisel diyalog dünyanın en anlamlı şarkısından daha büyüleyici idi. Siz ve ben bir bütündük; aynı anda nefes alıyor, yaşamın her karesini paylaşıyorduk. Bugünü, yarına dair hayalleri, duyguları, sorumlulukları ve de besinleri. Gelişinizdeyse hem heyecan hem korku vardı. Henüz yüzünüzü görmediğim halde dahi ilk defa canından daha çok sevmek duygusu vardı. İşte en büyük yakarışımı o an yaptım; Allah’ım bizi kavuştur…

Sizi ilk defa kollarıma aldığımda, ilk defa gözlerinizi gördüğümde defalarca kokladığımı hatırlıyorum. En büyük şükrümü o an yaptığımı… Sizi nasıl sarıp sarmaladığımı bilemezken en büyük korkularla da kuşatılmış durumdaydım. Başarabilecek miydim? Bu soru beni hıçkıra hıçkıra ağlattı. Birlikte başaracağız diye sözleştik sanki. Allah’ın plânına ve sürecine dayadık sırtımızı. İlk adımınızı atarken ellerinizden tuttuğum o gün gibi gerektiğinde hep tutacağım ellerinizi dedim, gözlerimden gözlerinize. Anladınız sanki gülümsediniz birlikte. İlk hecelerinizi, ilk defa ses tonunuzu duyduğumdaysa tarifsiz heyecanlandım, onurlandım. Güvendesiniz diye fısıldadım zaman zaman kulağınıza, sizi sevdiğimi yineledim size her gün, yine bilin yineden bilin diye. Benim de belki her anne gibi kaşıkla peşinizden koştuğum zamanlar oldu. Terleyip üşüdüğünüzle ilgili korkular taşıdım, gereksiz olduğunu bile bile. Bile bile yaptım bazı hataları… Ben; evlatlarım hatasız olmadığımın itirafçısı, kendi çocukluğumda öğrendiklerimin mirasçısıyım. Nasıl daha iyi bir anne olabilirdim? Bu dipsiz soruyu kimseler duymadı, yüreğimden başka ve her anne gibi suçluluk yanı başımda gün boyu boğuştuğum bir güreşçiydi âdeta. Dört yaşlarınızda artık bana değil hayata daha meraklı gözlerle bakmaya başladığınızda bu bütünleşme gömleğinin bir düğmesi çözülmüştü sanki ve önünüzde koskoca keşfedilesi bir yaşam duruyordu. “Anne beni bırak, ben yaparım” diyen hatta bol bol hayır diyerek kendi seçimlerinin olabileceğini hatırlatan küçük bireylerle karşı karşıyaydım artık. Bazen de etrafındakilerin şaşkın bakışları arasında yerli yersiz bağırarak ve yumruklarıyla “ ben küçük değilim artık büyüdüm” diyerek sınırlarını keşfetmeye çalışan birer genç çocukla… Aslında siz dört yaşlarında hayata yeniden doğarken ben de yeniden doğuyor gibiydim. Çünkü sizinle fark etmiştim unuttuğumu sandığım çocukluk yaralarımı ve sayenizde sarmaya çalışmıştım birer birer güçlükle.
Sizi parkta uzaktan seyrederken birden seyirci olabilmenin güçlüğünü düşündüm. Düştüğünüzde dahi kendiniz kalkmak istiyor ve oyuna devam ediyordunuz. Ben bu yaşam oyununda, sizinle ilişkimde durup duygularımı dilimle ısırıp, ayağa kalkabilmenize alan tanıyabilecek miydim? Büyüyebilmeniz için önünüzden çekilebilecek miydim? Acıktığınızı ve üşüdüğünüzü dillendirmenizi bekleyebilecek miydim? İlk defa okula başladığınızda “Anne, sen burada kal, ben kendi yaşamıma gidiyorum ” derken size güvenle el sallayabilecek miydim? İtiraf etmeliyim ki; bu durma hali o an bana çok yabancı ve hatta sizi taşımak, dünyaya getirmek korkusundan ağır geldi. Ama birlikte büyümek durumundaydık ve benim sizden öğreneceğim daha çok şey olduğu görülüyordu. Hepimiz kendi yolumuzun yolcusu ve kahramanı idik, hatırlamaya çalıştım. Yine itiraf etmeliyim ki; korktum. Çünkü sizden önce yaşamda nerede kaldığımı ve bundan sonra nereden başlayabileceğimi hiç bilmiyordum belki zihnim en az sizin kadar karışıktı. Fakat yavaş yavaş ayrışma adımı, hepimiz için de hayırlı olacaktı. Sizin kulağınıza fısıldarken kendime hatırlatıyordum: “Ancak kendi kaderimizin yolunu izlediğimizde güvende olabiliriz.” Sonra o gün o parkta siz neşeyle oynarken kâğıdı, kalemi aldım ve bundan sonra bir birey olarak kendimin ne yapmak istediğimi yazmaya karar verdim. Kendim için aslında hepimizin büyümesi için… Gerektiğinde yanıma gelip haydi oyun oynayalım beraber dediniz ve geldim, birlikte oynadık. Gerektiğinde sizi seyrettim karşıdan; sanki elinde boyundan büyük birer gençlik merdiveni, nereye dayayacağınızı bulmaya çabalayan o telaşlı çocukları başımla onayladım, gülümseyerek. Siz de hem benim yanında olduğumu bilmenin hazzında hem de kendi oyununuzda olmanın keyfindeydiniz.

“Canım yavrularım, sizi sevmek ve anneniz olmak çok onur verici… Daima gerektiğinde yanınızdayım, ihtiyaç duyduğunuzda bana seslenmeniz yeterli. Bundan sonra zamanla sizi bugüne getirmekten daha değerli ve zor olanı yapabildiğimde size “daha iyi bir anne” olabileceğim; sizi seçimlerinizde özgür bırakıp kendi hayat amaçları yolunda bir anne olabilmenin örnekliğini sergilediğimde… Bazen farklı düşündüğümüzde de göreceksiniz ki; bu bizim had sınırlarımızı çizebilmemiz ve kendi seçimlerimizi keşfedebilmemiz için gereken anlamlı yol ayrımını çizecek. Bu yüzden şimdi gözlerinize bakıp diyorum ki:‘Evlatlarım; ikinize de yaşam yolunda güveniyorum ve sizi benden daha iyi koruyup gözetene, yüceler yücesi Allah’a ve O’nun hikmetli plânına bırakıyorum, sizi ve kendimi... Zaten O da bunu istemiyor mu? Kullarını var edip sükûnetle seyretmiyor mu? O hepimizin aslında yol arkadaşı ve öğretmeni değil mi?

Canım evlatlarım bu yolda gerektiğinde düşün ki; kalkabilesiniz. Hata yapın ki; öğrenebilesiniz. Ağlayın ki; gülümsemenin farkını ve hazzını fark edebilesiniz.’ Benim canım yavrularım, Allah’ın emanetleri; en güzel kokulu varlıkları… Bu yolculukta gerektiğinde birbirimizi omzumuzdan tutup yaşama itelim ve En sevgilinin daima O olduğunu birbirimize hatırlatalım, olur mu? Hepimizin de yolları daima O’na çıksın, O’nun sevgiyle açtığı kucağına; bir anneden daha şefkatli, bir babadan daha güçlü kucağına… “

Canım yavrularım, bu yaşam yolculuğunda en çok ihtiyacınız olduğu cümleyle sizi alnınızdan
öpüyorum:
“Ben anneniz, size inanıyor ve güveniyorum… “

Aslı Ersoy